Cide’de Genç Bir Muallimden Kastamonu’nun Tarihçisine

1924 yılında öğretmen okulunu bitirdikten sonra ilk görev yerlerinden biri Cide olan Talât Mümtaz Yaman, yalnızca burada ders veren genç bir muallim olarak kalmadı. Altı yıl sonra gazeteci kimliğiyle Cide’ye yeniden döndü; ilçenin yollarını, yoksulluğunu, ormanlarını, madenlerini, liman potansiyelini ve köylünün geçim sıkıntısını İstanbul basınına taşıdı. 1935’te yayımladığı Kastamonu Tarihi ise Cide’nin de içinde bulunduğu bölgenin Paflagonya’dan Bizans’a, Türk hâkimiyetinden Çobanoğulları ve Candaroğulları dönemlerine uzanan tarihini anlamak açısından erken Cumhuriyet döneminin önemli çalışmalarından biri haline geldi.
Bir fotoğrafın arkasından çıkan Cide hikâyesi
Bugün elimizde bulunan sararmış bir okul fotoğrafında genç Talât Mümtaz’ın portresinin altında eski harflerle onun Cide’de öğretmen olduğu belirtiliyor.
Fotoğraftaki ifade, günümüz Türkçesiyle yaklaşık olarak “Cide İlk Erkek Mektebi muallimlerinden Talât Mümtaz Bey” şeklinde okunuyor.
Talât Mümtaz Yaman’ın Cide’de öğretmenlik yaptığı döneme ait olduğu belirtilen portresi. Fotoğrafın altında eski harflerle Cide İlk Erkek Mektebi muallimlerinden Talât Mümtaz Bey ifadesi yer almaktadır.Bu fotoğraf yalnız başına bir hatıra değildir. Akademik araştırmalar ve devlet hizmet kayıtları da Talât Mümtaz Yaman’ın öğretmenlik hayatının başlarında Cide’de bulunduğunu doğruluyor.
Kastamonu Üniversitesi’nde Ufuk Tidim tarafından hazırlanan yüksek lisans çalışmasına göre Yaman, Kastamonu Darülmuallimini’ni, yani Erkek Öğretmen Okulu’nu 26 Temmuz 1924 tarihinde “pekiyi” dereceyle bitirdi ve ardından Cide Merkez İlkokulu’na muallim olarak tayin edildi.
SGK Emekli Sandığı arşivinden aktarılan hizmet cetvelinde ise görev yeri daha eski tabirle “Cide Merkez Mektebi”, görevi ise “Üçüncü Muallim” olarak kayıtlıdır.
Cetvelde aylığı 650 olarak görünür ve daha sonra Merkez Cumhuriyet Mektebi’ne nakledildiği anlaşılır.
Gönderilen eski fotoğraftaki “Cide İlk Erkek Mektebi” adlandırması ile hizmet cetvelindeki “Cide Merkez Mektebi” ifadesinin aynı okulun dönem içindeki farklı adlandırmalarını mı gösterdiği, okul sicilleri görülmeden kesin olarak söylenemez.
Buna rağmen fotoğraf ile hizmet kayıtlarının birbirini desteklemesi, Talât Mümtaz Yaman’ın Cide bağlantısını oldukça güçlü hale getirmektedir.
Cide’de yalnızca birkaç ay kaldı, fakat ilçeyi unutmadı
Talât Mümtaz Yaman’ın Cide’deki görevi uzun yıllar sürmedi. Nitekim kendisi 1930 yılında Cide’ye yeniden geldiğinde, altı yıl önce burada “iki üç ay kadar” bulunduğunu açıkça yazacaktı.
Bu ifade, 1924’teki öğretmenlik kaydıyla doğrudan örtüşmektedir.
Yaman’ın Cide’ye bakışını özel kılan noktalardan biri de budur.
1930 yılında Cide’ye gelen kişi, ilçeyi ilk kez gören sıradan bir seyyah değildi. Altı yıl önce burada yaşamış, çocuklara ders vermiş, köylüyü ve kasabalıyı tanımış genç bir öğretmendi.
Bu yüzden 1930’daki gözlemlerinde eski Cide ile karşısındaki yeni Cide’yi karşılaştırma imkânına sahipti.
Gazeteci Talât Mümtaz ve Karadeniz seyahati
O yıllarda Yaman öğretmenliğin yanında gazetecilik ve araştırmacılıkla da uğraşıyordu.
İstanbul’da yayımlanan Vakit gazetesinin Kastamonu muhabiriydi.
1930 yazında geniş bir inceleme gezisine çıktı. Kıyı hattında İnebolu, Ayancık, Cide, Bartın ve Zonguldak’a gitti.
Bu seyahat yazıları yaklaşık üç ay boyunca “Orta Anadoluda Seyahat Mektupları” başlığıyla tefrika edildi.
Talât Mümtaz, Cide’ye gelmeden önce bile Cide limanını savunuyordu
Yaman’ın Cide hakkındaki dikkat çekici yazılarından biri, 1930 yazındaki seyahatinden aylar önce yayımlanmıştı.
19 Ocak 1930 tarihli Vakit gazetesinde oldukça iddialı bir başlık kullandı:
“Kastamonunun iskelesi İnebolu değil, Cide olmalıdır!” Vakit gazetesi – 19 Ocak 1930
Yaman bu yazıda Kastamonu’nun maden, kömür, orman, kendir, pirinç, elma, tiftik ve hububat gibi ekonomik kaynaklara sahip olduğunu; ancak ulaşım ve ihracat imkânlarının yetersizliğinin bölgenin gelişmesini engellediğini savunuyordu.
O dönemde Kastamonu’nun Karadeniz’e başlıca çıkış noktalarından biri İnebolu’ydu.
Ancak Yaman, İnebolu’nun açık denize karşı savunmasız yapısını ve yükleme-boşaltmada yaşanan sıkıntıları eleştiriyor, başka bir seçeneği gündeme getiriyordu: Cide.
Hesabına göre Cide, İstanbul’a deniz yoluyla İnebolu’dan yaklaşık 35 mil daha yakındı.
Cide’de tabii liman şartlarının bulunduğunu, yapılacak bir mendirekle büyük gemilerin güvenle sığınabileceği bir liman meydana getirilebileceğini düşünüyordu.
Daha da ileri gidiyor; Cide limanının yalnız ilçeye değil, Kastamonu merkezinin yanı sıra Daday, Araç, Safranbolu ve hatta Bartın’ın bazı kesimlerine ekonomik katkı sağlayabileceğini savunuyordu.
Bölgedeki kömür ve orman varlığını da liman projesiyle ilişkilendiriyordu.
Cide’yi yalnız bir öğretmenlik hatırası olarak görmedi
Talât Mümtaz’ın Cide’ye bakışı yalnızca nostaljik bir eski öğretmen hatırasından ibaret değildi.
O, Cide’yi Batı Karadeniz’in ekonomik çıkış kapılarından biri olabilecek stratejik bir liman noktası olarak görüyordu.
1930: Cide’ye ulaşmak bile başlı başına bir meseleydi
Yaman aynı yıl yaz aylarında inceleme seyahatine çıktığında Cide’ye gelmek istedi.
Fakat İnebolu’dan Cide’ye geçmesi bile kolay olmadı.
Dönemin ulaşım şartları nedeniyle önce uygun bir deniz taşıtı bulmak, ardından da Karadeniz’in sakinleşmesini beklemek gerekiyordu.
Akademik incelemelere göre Yaman, üç gün uygun bir deniz taşıtı bulabilmek, ardından dört gün denizin sakinleşmesini beklemek zorunda kaldı.
Böylece toplamda günlerce İnebolu’da bekledi.
Çünkü o yıllarda Cide ile İnebolu arasında kullanılabilir, güvenli ve düzenli bir kara yolu bağlantısı bulunmuyordu.
Deniz müsait olduğunda küçük motorlar veya yelkenliler hareket edebiliyor; yolculuk sırasında rüzgâr değişip Karadeniz kabardığında tekneler uygun bir koya veya kaya oyuğuna sığınıp havanın düzelmesini bekliyordu.
Yolculuk mesafe olarak çok uzun olmamasına rağmen, Yaman’ın aktardığına göre yolcular yanlarına bir haftalık yiyecek alabiliyordu.
Çünkü kötü hava çıktığında yolculuğun ne kadar süreceği belli değildi.
Bu ayrıntı, 1930 Cide’sinin coğrafi yalnızlığını kilometrelerden daha iyi anlatan tarihî ayrıntılardan biridir.

“Öz evlat İnebolu, üvey evlat Cide”
Ve nihayet Talât Mümtaz Cide’ye ulaştı.
17 Ağustos 1930 tarihli Vakit gazetesinin 6. sayfasında Cide üzerine yazdığı uzun yazı yayımlandı.
Başlığı son derece sertti:
“Kastamonunun öz evladı İnebolu övey çocuğu da Cidedir!” Talât Mümtaz Yaman – Vakit, 17 Ağustos 1930
Gazetenin alt başlığında da Cide’nin fakirliği, ulaşım yetersizlikleri ve köylünün yaşadığı zorluklar vurgulanıyordu.
Yaman, İnebolu ile Cide’yi aynı babanın iki çocuğuna benzetiyordu.
Onun anlatımında İnebolu üzerine titrenilen çocuk, Cide ise yıllardır ihmal edilmiş çocuktu.
Ancak Cide’nin doğası konusunda tam tersini düşünüyordu.
Yemyeşil coğrafya onu etkiliyordu.
Dönemin söylemiyle Cide için kullanılan “küçük İsviçre” benzetmesini aktarıyor; merkez yerleşiminin dağ ve deniz arasında uzanan yeşil görünümünü, sahilden iç kesimlere doğru dağılmış evleri ve köylerdeki doğal güzelliği anlatıyordu.
Fakat hemen ardından bu güzel manzara ile insanların yaşam şartları arasındaki büyük karşıtlığa dikkat çekiyordu.
Altı yıl önce öğretmenlik yaptığı halkı yeniden gördü
Yaman burada çok önemli bir kişisel bilgi verir:
1924 yılında Cide’de iki-üç ay bulunduğunu ve Cide halkını o dönemden tanıdığını belirtir.
Cidelileri iyi, vatansever ve yumuşak huylu insanlar olarak tarif eder.
Ancak 1930’da ekonomik durumları konusunda oldukça ağır bir tablo çizer.
Buradaki ifadeleri modern bir istatistik raporu gibi değil, 1930 yılında bir gazetecinin yerinde yaptığı gözlemler ve görüştüğü kişilerden aldığı bilgiler olarak okumak gerekir.
Yaman’a göre temel sorunlardan biri tarım arazisiydi.
Cide’nin dağlık yapısı nedeniyle köylünün işleyebileceği arazi azdı.
Köylerdeki bazı tarlaların çok dik yamaçlarda bulunduğunu, başlıca ürünün mısır olduğunu yazıyordu.
Bazı yerlerde yoksulluğun çok ağır olduğunu, köylülerin elde bulunan her türlü gıda ve tarım ürününden yararlanmak zorunda kaldığını aktarıyordu.
Cide tarihinde bugün neredeyse unutulan bir kelime: “Kâhnevbet”
Cide kırsalındaki eski arazi kullanım biçimlerinden biri “kâhnevbet” adıyla anılıyordu.
Yaman’ın anlatımına göre miras yoluyla çok sayıda kişiye ait hale gelen küçük tarım alanları fiziksel olarak bölünemediğinden, hissedarlar tarlayı yıllara göre sırayla kullanıyordu.
Örneğin çok küçük bir tarlanın 15 hissedarı varsa, aynı kişinin yeniden ekim sırasının gelmesi yıllar sürebiliyordu.
Bu yalnızca Yaman’ın duyduğu yerel bir hikâye değildi.
Akademik araştırmalarda Cumhuriyet Arşivi ve TBMM zabıtlarına dayanılarak verilen bilgilere göre, Kastamonu Milletvekili Halid Akmansü 1924 yılında Cide’deki kâhnevbet sisteminin kaldırılması için TBMM’ye önerge vermişti.
Konuya ilişkin bir kanun tasarısı hazırlanmış, ancak süreç daha sonra sonuçlanmadan geri çekilmişti.
Cide köylüsünün orman meselesi: 1930’da da gündemdeydi
Yaman’ın Cide yazısında bugün okunduğunda en fazla dikkat çeken bölümlerden biri ormanlar hakkındadır.
Onun aktardığına göre Cide köylüsü geçmişte devrilmiş veya yere düşmüş ağaçlardan kazma sapı, kepçe ve çeşitli ahşap ürünler imal ediyordu.
Bu üretim yalnız yerel pazara yapılmıyordu.
Yaman, Cide’de üretilen ahşap ürünlerin İskenderiye’ye kadar gönderildiğini yazmaktadır.
Bir kişinin günde 40-50 kadar kazma sapı veya kepçe yapabildiğini, ürünlerin köylüden düşük bedellerle satın alındığını ve bu ticaret sayesinde Cide ekonomisine düzenli şekilde para girdiğini aktarmaktadır.
Daha sonra getirilen orman kullanım sınırlamalarının bu işi zayıflattığını, İskenderiye pazarındaki Cide ürünlerinin yerini başka ülkelerden gelen ürünlerin aldığını yazıyordu.
Yaman’ın ifadesine göre Cide’de konuştuğu köylülerin önemli şikâyetlerinden biri ormandı.
Bir tarafta büyük orman varlığı bulunurken, diğer tarafta köylünün bundan yeterince faydalanamamasını ekonomik bir çelişki olarak görüyordu.
Yaklaşık bir asır önce orman-köylü ilişkisi
Talât Mümtaz’ın 1930 tarihli gözlemleri, Cide’nin orman köylerinin ekonomik tarihini incelemek açısından bugün de dikkat çekici bir kaynak niteliğindedir.
Orman varlığı, köylünün geçimi, izinler ve ekonomik fayda arasındaki ilişkinin neredeyse bir asır önce de tartışılıyor olması, Cide’nin kırsal tarihine ayrı bir araştırma konusu sunmaktadır.
Pelitovası, Erküt ve Söğütözü: 1930’daki kömür arayışları
Talât Mümtaz yalnız ormanlarla ilgilenmedi.
Cide’nin yer altı kaynakları üzerinde de durdu.
Özellikle Erküt, Söğütözü ve Pelitovası çevresindeki kömür belirtilerini aktardı.
Pelitovası’nda yabancı uzmanların inceleme yaptığını, analizlerden olumlu sonuç alındığının söylendiğini ve 1930 itibarıyla mühendis kontrolünde kazılar yürütüldüğünü yazdı.
Bu bölüm yalnızca gazeteci duyumuna dayanmamaktadır.
Daha sonraki akademik araştırmalarda Cumhuriyet Arşivi belgeleri üzerinden yapılan kontrollerde, Zonguldak kömür havzasının Cide, Daday ve İnebolu yönlerine doğru uzanabileceğine ilişkin dönemin değerlendirmeleri nedeniyle devletin de çeşitli araştırmalar yürüttüğü görülmektedir.
Yaman ayrıca Cide limanı ve Köpek Kayası civarında gördüğü yeşilimsi, tabaka halinde ayrılan taşlardan da bahseder.
Bunların süsleme ve inşaat malzemesi olarak kullanılabileceğini düşünür.
Taşlarla ilgilenen yabancı bir şirket hakkında bölgede kendisine anlatılan bir hadiseyi de aktarır.
Ancak bu tür ayrıntılar doğrudan resmî kayıt değil, dönemin yerel anlatıları ve Yaman’ın gözlemleri olarak değerlendirilmelidir.
“Yol yok” meselesi 1930 Cide’sinin en büyük sorunlarından biriydi
Talât Mümtaz’a göre Cide’nin temel meselelerinden biri ulaşım ve yoldu.
1930 yılında ilçenin başka merkezlerle kullanılabilir kara yolu bağlantısının son derece yetersiz olduğunu, bir yol için yıllar önce çalışmaya başlanmış olmasına rağmen ciddi ilerleme sağlanamadığını yazıyordu.
Bununla birlikte aynı yazıda belediyeyi tamamen olumsuz değerlendirmedi.
Dönemin genç Belediye Başkanı Fethi Bey’in faaliyetlerini takdir ediyor; kısıtlı bütçeye rağmen Cide’ye yaklaşık iki kilometre uzaktan su getirildiğini ve beton bir asma iskele yapıldığını kaydediyordu.
Yani Yaman’ın yazısı yalnız şikâyetten ibaret değildi.
Sorun gördüğü yerde eleştiriyor, iyi yapılan işi de kayıt altına alıyordu.
İstanbul’dan Cide’ye vapurla 24 saat, postayla 12 gün
1930 Cide’sinin ulaşım hikâyesindeki belki de en şaşırtıcı ayrıntılardan biri posta sistemidir.
Talât Mümtaz birkaç hafta sonra Karadeniz kıyılarındaki posta organizasyonunu ele aldığı yazısında ilginç bir çelişkiyi anlatır.
Cide’ye haftada birkaç vapur uğramasına rağmen, Cide’nin posta çantası doğrudan bu vapurlarla getirilmiyordu.
Posta önce İstanbul’dan deniz yoluyla İnebolu’ya, oradan Kastamonu’ya, ardından birkaç gün bekledikten sonra katırlarla tekrar Cide’ye gönderiliyordu.
Deniz yoluyla yaklaşık bir günde ulaşabilecek posta, dolambaçlı sistem nedeniyle günler sonra Cide’ye varıyordu.
Yaman’ın aktardığı tabloya göre, deniz yoluyla yaklaşık 24 saatte ulaşabilecek posta 12 güne varan bir sürede Cide’ye ulaşabiliyordu.
Bu küçük ayrıntı, bir ilçenin yalnız fiziki olarak değil, haberleşme bakımından da merkezden nasıl kopuk kalabildiğini gösteren çarpıcı bir arşiv kaydıdır.
Öğretmen, gazeteci, ardından tarihçi
Talât Mümtaz’ın Cide’ye dair bu yazıları yayımlandığında henüz meşhur Kastamonu Tarihi basılmamıştı.
Ancak aynı yıllarda Kastamonu tarihini sistematik şekilde araştırmaya başlamıştı.
Yaman’ın tarih kitabını yazmaya karar vermesinin arkasında ilginç bir olay vardı.
Anlattığına göre bir öğrencisine Kastamonu tarihini anlatan bir kitap vermek istemiş fakat uygun bir eser bulamamıştı.
Bunun üzerine bu boşluğu kendisinin doldurmasına karar verdi.
Çalışma masa başında yapılmadı.
Yaman tarihî yapıları yerinde inceliyor, kitabeleri kaydediyor, eski ve yeni harflerle metinlerini yazıyor ve fotoğraflar çekiyordu.
1934 tarihli bir gazete haberi, Taşköprü civarında kaya yapıları üzerinde inceleme yaptığını ve kitabına koymak üzere fotoğraflar çektiğini göstermektedir.
Önsözünü 30 Nisan 1935’te Kastamonu Safalan’da kaleme aldı.
Kendi anlatımına göre belge bulabilmek için İstanbul ve Anadolu’daki kütüphanelerde günler, haftalar ve aylar geçirmiş; Kastamonu’da yaklaşık üç yıl boyunca kütüphane ve saha araştırması yapmıştı.
Doğulu ve Batılı kaynakları karşılaştırmaya çalışıyordu.
1935: “Kastamonu Tarihi” yayımlandı
Sonunda kitap 1935 yılında Ahmed İhsan Matbaası’nda basıldı.
Eser, Kastamonu Halkevi Dil, Edebiyat ve Tarih Şubesi’nin Millî Tetebbüler serisi içerisinde yayımlandı.
Kitabın tam adı:
“Kastamonu Tarihi – XV inci asrın sonlarına kadar” Talât Mümtaz Yaman – 1935
1935’te yayımlanan “Kastamonu Tarihi” nasıl bir kitaptı?
Kütüphane kayıtlarında eser yaklaşık 198 sayfa ve ayrıca levha sayfalarıyla birlikte gösterilmektedir.
Bibliyografya ve indeks de içermektedir.
1935 yılında dönemin basınında yayımlanan tanıtımlarda kitabın yedi kısım halinde düzenlendiği, bölümlerin sonunda bibliyografyalar bulunduğu, Candaroğulları için geniş bir şecere, kronoloji ve indeks hazırlandığı belirtilmektedir.
Aynı değerlendirmelerde eserde çok sayıda fotoğraf ve sikke görseli bulunduğu ve fotoğrafların önemli bölümünün Yaman tarafından çekildiği aktarılmaktadır.
Akademik incelemelere göre kitabın girişinde Kastamonu coğrafyası ele alınır.
Birinci bölümde Gasgaslar, ikinci bölümde Paflagonya, üçüncü bölümde Roma ve Bizans hâkimiyeti incelenir.
Sonraki bölümlerde bölgenin Türk hâkimiyetine geçişi ve beylikler dönemi ele alınır.
Çobanoğulları ve Candaroğulları gibi bölgenin tarihini belirleyen siyasî yapılar incelenir.
Kitabın son bölümlerinde Kastamonu adının kökenine ilişkin farklı görüşler de tartışılmaktadır.
Peki “Kastamonu Tarihi” kitabında Cide nerede duruyor?
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Kitabın herkesin erişebildiği, eksiksiz ve aranabilir bir tam metni üzerinden bütün Cide bölümlerini sayfa sayfa doğrulamadan, Yaman’a doğrudan cümleler atfetmek doğru olmaz.
Ancak kitabın bölüm yapısı ve sonraki bilimsel çalışmalar bize Cide’nin eserdeki tarihî çerçevesini oldukça iyi göstermektedir.
Yaman’ın Paflagonya bölümünde bölgenin sınırlarını, şehirlerini, halkını, krallarını ve tarihî coğrafyasını ele aldığı bilinmektedir.
Ardından Roma ve Bizans devrindeki Kastamonu havzasını değerlendirir.
Cide açısından bu iki bölüm özellikle önemlidir.
Çünkü Cide kıyıları antik Paflagonya coğrafyasının bir parçasıdır.
Antik kaynaklarda geçen Kytoros adı günümüzde Gideros ile ilişkilendirilmektedir.
Dolayısıyla Kastamonu Tarihi kitabının Paflagonya şehirlerini, Roma-Bizans hâkimiyetini, Türklerin bölgeye gelişini, Çobanoğulları ve Candaroğulları dönemini anlatan kısımları aynı zamanda Cide’nin içinde bulunduğu büyük tarihî coğrafyanın çerçevesini de ortaya koymaktadır.
Cide’nin tarihi Paflagonya’dan Gideros’a uzanıyor
Bugünkü Cide’yi yalnız Cumhuriyet döneminde şekillenmiş bir ilçe merkezi olarak ele almak yerine, çevresindeki eski kıyı yerleşimleriyle birlikte düşünmek gerekir.
Kytoros-Gideros, Roma ve Bizans kıyıları, ardından Selçuklu uç dünyası, Çobanoğulları, Candaroğulları ve Osmanlı hâkimiyeti, aynı coğrafyanın farklı dönemlerini oluşturmaktadır.
Antik kaynaklarda Paflagonya şehirleri arasında Kytoros adının geçmesi, Cide kıyılarının tarihinin binlerce yıl geriye uzandığını göstermektedir.
Kytoros’un bugünkü Gideros ile ilişkilendirilmesi, Cide’nin antik çağdaki deniz ve kıyı coğrafyasının önemini ortaya koymaktadır.
Gideros, Yaman’dan sonra bulunan çok önemli bir belgeyle daha da aydınlandı
Talât Mümtaz Yaman’ın 1935 tarihli çalışmasını günümüz araştırmalarıyla birlikte okumak özellikle önemlidir.
Yaman Çobanoğulları ve Muzaffereddin Yavlak Arslan dönemini ele almıştı.
Ancak Yaman’ın kitabını yazdığı yıllarda bugün bildiğimiz çok özel bir Cide belgesi henüz tarih araştırmalarında yaygın olarak kullanılmıyordu:
Gideros Fetihnâmesi
Modern araştırmalarda ayrıntılı biçimde incelenen bu belge, bugünkü Cide kıyısındaki Gideros Kalesi’nin 1284 yılında Çobanoğulları döneminde fethedilmesini konu almaktadır.
Araştırmacılara göre Gideros, o sırada Kastamonu bölgesindeki Bizans direnişinin önemli merkezlerinden biri ve Karadeniz kıyısındaki stratejik bir liman noktasıydı.
Fetihnâme, Çobanoğulları’nın münşisi Hasan el-Hôyî’nin eserleri arasında tespit edilmiş ve modern araştırmalarla ayrıntılı şekilde değerlendirilmiştir.
Aynı kıyı şeridi farklı yüzyıllarda yeniden tarih sahnesinde
Talât Mümtaz’ın Cide’ye liman yapılmasını savunması, Cide kıyılarının uzun tarihine bakıldığında ayrıca anlamlıdır.
Antik çağda Kytoros-Gideros.
Orta Çağ’da Gideros Kalesi ve limanı.
1930 yılında ise Talât Mümtaz Yaman’ın Cide limanı önerisi.
Aynı kıyı şeridi farklı yüzyıllarda ulaşım, denizcilik ve ticaret bakımından tekrar tekrar önem kazanmıştır.
Yazılamayan ikinci cilt: Bir yangında kaybolan Kastamonu tarihi
Kastamonu Tarihi aslında tek kitapla bitecek bir çalışma olarak düşünülmemişti.
Talât Mümtaz Yaman eserini iki cilt olarak planlamıştı.
Birinci cilt XV. yüzyılın sonlarına kadar geliyordu.
İkinci ciltte ise sonraki dönemleri ele almak üzere çalışmaya başlamıştı.
Fakat bu çalışma yayımlanamadı.
Yaman’ın evinde çıkan yangında hazırladığı ikinci cilt çalışmasının yandığı aktarılmaktadır.
Bu kayıp Cide bakımından da önemlidir.
Çünkü ilk kitap XV. yüzyılın sonlarında sona erdiği için, Cide’nin Osmanlı devrindeki liman hayatı, idarî gelişimi, deniz ticareti, XIX. yüzyıl ve Cumhuriyet’e yaklaşan dönemleri, ikinci cildin kapsayacağı zaman aralığında kalıyordu.
Elbette ikinci cildin içeriğini görmeden Cide’ye ne kadar yer verdiğini kesin olarak söylemek mümkün değildir.
Ancak Yaman’ın Cide’ye ilişkin kişisel bilgisi ve gazetecilik gözlemleri düşünüldüğünde, bu çalışmanın kaybı Kastamonu ilçeleri açısından önemli bir tarihî boşluk bırakmıştır.
Talât Mümtaz için Cide sıradan bir ilçe değildi
Talât Mümtaz Yaman ile Cide arasındaki bağı kronolojik biçimde yan yana koyduğumuzda dikkat çekici bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Kastamonu Darülmuallimini’ni bitirdi ve Cide Merkez Mektebi’ne genç bir öğretmen olarak geldi.
Cide’de birkaç ay yaşadı; halkı, köy hayatını ve ilçenin gündelik yaşamını yakından tanıdı.
Vakit gazetesinde Cide’nin Kastamonu için önemli bir liman merkezi olması gerektiğini savundu.
Karadeniz kıyılarını kapsayan inceleme gezisinde Cide’ye yeniden geldi.
Cide’nin ekonomik ve sosyal sorunlarını anlatan dikkat çekici yazısını Vakit gazetesinde yayımladı.
Cide’de ulaşım, tarım, kâhnevbet, orman, kömür, belediye hizmetleri ve halkın ekonomik durumunu ayrıntılı biçimde yazdı.
“Kastamonu Tarihi – XV inci asrın sonlarına kadar” adlı büyük çalışması yayımlandı.
Yaklaşık bir asır sonra aynı yazıları okumanın anlamı
Talât Mümtaz Yaman’ın 1930 Cide yazıları bugünden okunurken bir noktaya özellikle dikkat etmek gerekir.
Bunlar modern bilimsel istatistik raporları değildir.
Bir gazetecinin 1930 yılında gördükleri, yerel halktan dinledikleri ve kendi düşünceleridir.
Bu nedenle “Cide’nin tamamı böyleydi” biçiminde genelleştirmek yerine, dönemin güçlü bir birincil tanıklığı olarak değerlendirmek daha doğrudur.
Ancak başka belgelerle kesiştiği yerler özellikle dikkat çekicidir.
Kâhnevbet meselesinin TBMM ve Cumhuriyet Arşivi kayıtlarında bulunması, kömür sahalarının devlet belgelerinde de gündeme gelmesi, hizmet cetvelinin Cide öğretmenliğini doğrulaması ve Vakit gazetesinin orijinal nüshalarının bugün erişilebilir olması, Yaman’ın anlatısını yalnızca kişisel bir hatıra olmaktan çıkarmaktadır.
Yüz yıl önce Cide için hangi meseleleri yazıyordu?
Talât Mümtaz’ın Cide hakkında sıraladığı başlıklar dikkat çekicidir: yol, ulaşım, orman-köylü ilişkisi, ekonomik üretim, liman, haberleşme ve kırsal yaşam.
Bu nedenle onun Cide dosyası yalnız geçmişe ait romantik bir seyahat yazısı değildir.
Erken Cumhuriyet döneminde Cide’nin sosyal ve ekonomik yapısını anlamak için üzerinde ayrıca çalışılması gereken bir arşiv kaynağıdır.
Talât Mümtaz Yaman’ın son yılları
Yaman’ın hayatı öğretmenlikle sınırlı kalmadı.
Daha sonra yüksek öğrenimine devam etti, tarih eğitimi aldı; çeşitli eğitim ve idarî görevlerde bulundu.
Gazetecilik, folklor, yerel tarih ve kültür araştırmaları yürüttü.
Kastamonu Tarihi dışında Kastamonu kültürü, halk edebiyatı, maniler ve yerel tarih üzerine de çalışmalar yaptı.
Araştırmalarda onun öğretmen, idareci, gazeteci, araştırmacı, folklor derlemecisi ve yazar kimlikleri birlikte değerlendirilmektedir.
Talât Mümtaz Yaman, 26 Nisan 1975’te, Abdurrahman Paşa Lisesi’nin kuruluş yıldönümü programına katıldığı sırada geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.
Bir fotoğrafın taşıdığı yüz yıllık hafıza
Cide açısından geride bıraktığı en değerli izlerden biri, yaklaşık yüz yıl önce çekilmiş o genç öğretmen fotoğrafıdır.
Çünkü fotoğrafın altındaki birkaç kelime, araştırıldığında çok daha büyük bir hikâyeye açılmaktadır.
Kastamonu tarihçiliğinin önemli isimlerinden Talât Mümtaz Yaman, henüz genç bir muallimken Cide’deydi.
Daha sonra Cide’ye döndü.
Gördüklerini yazdı.
İlçenin sorunlarını İstanbul basınına taşıdı.
Cide’nin liman olmasını savundu.
Cide köylüsünün ormanla, tarımla ve ulaşım şartlarıyla olan mücadelesini kayıt altına aldı.
Ve Kastamonu’nun binlerce yıllık tarihini araştırmaya girişirken, bir zamanlar öğretmenlik yaptığı Cide’nin içinde bulunduğu tarihî coğrafyayı da büyük çalışmasının parçası haline getirdi.
CideLife Mikro Arşiv değerlendirmesi
Bugün elimizde bulunan fotoğraf yalnız Talât Mümtaz Yaman’ın gençlik portresi değildir.
Aynı zamanda Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Cide eğitim tarihinin, ilçede görev yapan öğretmenlerin ve Cide’nin kültürel hafızasının günümüze ulaşan belgelerinden biridir.
Fotoğrafın altında bulunan birkaç kelimelik “Cide İlk Erkek Mektebi muallimlerinden” ifadesi araştırıldığında, arkasından yaklaşık bir asırlık çok daha büyük bir Cide hikâyesi çıkmaktadır.
Talât Mümtaz Yaman Cide’ye yaklaşık yüz yıl önce genç bir öğretmen olarak geldi.
Daha sonra aynı ilçeye bir gazeteci ve araştırmacı olarak geri döndü.
Gördüklerini dönemin Türkiye basınına taşıdı.
Cide’nin yaşadığı sorunları, ekonomik imkânlarını, köylerini, ormanlarını, ulaşım problemlerini ve geleceğine ilişkin düşüncelerini kayıt altına aldı.
Ardından Kastamonu’nun binlerce yıllık tarihini araştırmaya girişti ve bugün hâlâ kaynak olarak kullanılan Kastamonu Tarihi eserini ortaya koydu.
Bu nedenle Talât Mümtaz Yaman’ın hikâyesi, yalnız Kastamonu tarihinin değil; Cide’nin eğitim, basın ve yerel tarih hafızasının da önemli parçalarından biridir.







